Genel Toplam :17648
Online Kullanıcı 3



KÂSIM (Fakih) BIN MUHAMMED (K.S.)
Tâbiînin büyüklerinden, Medîne-i münevveredeki yedi büyük âlimden biri. Insanlari Hakk'a dâvet eden onlara dogru yolu gösterip, hakîkî saâdete kavusturan ve kendilerine "silsile-i âliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin üçüncüsüdür. Babasi Muhammed, hazret-i Ebû Bekir'in ogludur. Annesi Sevde, Yezdücerd'in kizi oldugundan, Imâm-i Zeynel-âbidin ile teyze çocuklaridir.

Hazret-i Osman (r.a)'in hilâfeti zamâninda 640 (H.19) senesinde dogdu. Baska târihlerde dogdugunu bildiren rivâyetler de vardir. Babasi Misir'da sehid edilip küçük yasta yetim kalinca, halasi ve Peygamber (s.a.v)´imizin mübârek hanimi hazret-i Âise (r.a)'nin yaninda büyüdü.

Kâsim bin Muhammed, hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk (r.a)'in torunudur. Eshâb-i kirâmdan birçoguna yetismis ve onlardan ilim ögrenip basta halasi hazret-i Âise (r.a), Ebû Hüreyre (r.a), Abdullah ibni Abbâs (r.a) ve Abdullah ibni Ömer (r.a), hazret-i Muâviye (r.a) gibi meshûr sahâbilerden hadîs-i serîf rivâyetinde bulunmustur. Kendisinden de, Tâbiînin büyüklerinden oglu Abdurrahman, Sâlim bin Abdullah, Imâm-i Sa'bî (r.a), akranlarindan Ibn-i Amr (r.a), Yahyâ bin Saîd (r.a) ve Sa'd bin Saîd el-Ensârî (r.a), Abdullah bin Ömer (r.a), Sa'd bin Ibrâhim (r.a), Abdullah bin Avn (r.a) ve daha birçogu hadîs-i serîf rivâyet etmislerdir.



Tasavvuf ilminde mütehassisti. Verâ ve takvâda (Allahü teâlânin haram ettiklerinden sakinip kaçinmada) esi yoktu.

Dedesi Hz. Ebû Bekr-i Siddîk (r.a), Peygamber Efendimiz (s.a.v)den ve peygamberlerden sonra insanlarin en üstünü oldu. Resûlullah (s.a.v)'taki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmis ve her bakimdan üstün olmustur. Kalbe, rûha âit ilimlerin kaynagiydi. Resûlullah (s.a.v)'in peygamberlik vazîfelerinden biri de, Kur'ân-i kerîmin mânevî hükümlerini, yâni Allahü teâlânin zâtina ve sifatlarina âit mârifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akitmakti.

Resûlullah (s.a.v) Efendimiz, tasavvuf ilminin bu yüksek mârifetlerinin hepsini, hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk (r.a)'in kalbine akitti. O, ruh ilminde de bir mütehassis oldu. Hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk (r.a) da Resûlullah (s.a.v)'tan aldigi bu feyizleri, Eshâb-i kirâmdan Selmân-i Fârisî (r.a)'nin kalbine akitti. Rûhu yükselten ve onu besleyen bu mârifetlere, Muhammed bin Kâsim da, Selmân-i Fârisî (r.a)'nin sohbetlerinde bulunarak yetisip bir ruh mütehassisi olmustu. Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsü olan Imâm-i Câfer-i Sâdik da, bunun sohbetinden feyz aldi.


Kâsim bin Muhammed, hadîs ve fikih ilminde zamaninin en yüksegiydi. Ilimde ve takvâda esine rastlanamiyacak bir yükseklige erismisti. Çok hadîs-i serîf nakletti. Ilmi herkes tarafindan takdir edilirdi. Ömer bin Abdülazîz (r.a)'in; "Eger birini yerime halîfe seçmem îcâb etseydi, Kâsim'i seçerdim." dedigi rivâyet edilmistir. Ömer bin Abdülazîz (r.a), halîfeligi zamaninda Kâsim bin Muhammed'i, halasi hazret-i Âise (r.a)'ye âit ne kadar hadîs-i serîf ve baska rivâyetler biliyorsa, onlarin hepsini toplamakla görevlendirmistir.

Hattâ Ömer bin Abdülazîz (r.a) bir keresinde, ilmin yok olup, âlimlerin son bulmasi endisesi üzerine Medîne vâlisi Ebû Bekir bin Muhammed bin Hazne'ye mektup yazarak söyle demistir:

"Resûlullah (s.a.v) Efendimizin hadîs-i serîflerini, sünnetlerini, Amre binti Abdurrahmân el-Ensârî'nin ve Kâsim bin Muhammed'in rivâyetlerini arastir ve yaz! Zîrâ ben ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum."

Amre ve Kâsim bin Muhammed'in her ikisi de hazret-i Âise (r.a)'nin talebesi olup, onun Resûlullah (s.a.v)'tan rivâyet ettigi hadîs-i serîfleri en iyi bilenlerdi.

Kâsim bin Muhammed, hadîs-i serîflerin hem mânâsina ve hem de lafizlarina, harflerine dikkat ederek rivâyet ederdi. Halbuki Tâbiînden bâzi hadîs âlimleri, hadîs-i serîfleri mânâsi ile rivâyet etmekte bir beis görmüyorlardi. Fakat Tâbiînden muhaddislerin çogu hadîs-i serîflerin, Peygamber (s.a.v)´imizden isitildigi sekilde rivâyet edilmesi üzerinde ittifak etmislerdir. Kâsim bin Muhammed, hadîs-i serîf rivâyet ederken en ince noktalarina kadar dikkatli hareket eder, bir harfin bile degistirilmesini uygun görmezdi.

O, fikih ilminde de yüksek bir âlimdi. Medîne'de yetisen ve kendilerine "fukahâ-i seb'a" adi verilen yedi büyük âlimden birisiydi. Allah (C.C) ve Resûlü (s.a.v) adina konusmanin ve dînî meselelerde fetvâ vermenin mesûliyetini en iyi sekilde idrak edenlerdendi.



Abdurrahmân bin Ebû Zenâd, onun hakkinda: "Peygamber (s.a.v)´imizin sünnetini Kâsim bin Muhammed'den daha iyi bilen birisini görmedim. Hattâ öyleydi ki, sünneti bilmeyeni âlim saymazdi." diyor. Kendisinden bilmedigi bir mesele sorulunca; "Anlamiyorum, bilmiyorum!" derdi. Ona sormayi çogalttiklari zaman da: "Vallahi, sordugunuz her seyi bilmiyoruz. Sâyet bilseydik, sizden saklamazdik. Çünkü bildiklerimizi saklamamiz bize helâl olmaz." derdi.

Dînî meseleler hakkinda çok hassas davranir, ancak açik olanlari hakkinda fetvâ verirdi. Her sabah Mescid-i Nebî'ye gelir, iki rekat namaz kilar, sonra Resûlullah (s.a.v)'in minberi ile kabri arasina oturur, kendisine sorulan meselelere fetvâ verirdi. Nitekim mezheb imâmlarindan Mâlik bin Enes de onun hakkinda: "Kâsim, bu ümmetin, fakîhlerindendi." buyurmustu.


Kâsim bin Muhammed, çok mütevâzi, alçak gönüllüydü. Bir gün köylünün birisi ona gelip; "Sen mi daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mi?" diye sordu. Ona cevap olarak: "Burasi Sâlim'in evidir." deyip baska hiçbir sey konusmadi. Muhammed bin Ishak bunun hakkinda: "O benden daha iyi bilir deyip, yalan söylemeyi veyahut ben ondan daha iyi bilirim diyerek kendisini üstün göstermeyi istemedi." derdi. Halbuki Kâsim bin Muhammed, her ikisinden daha çok âlimdi.


Kâsim bin Muhammed söyle bildiriyor: Resûlullah (s.a.v) Efendimizin eshâbindan birisinin gözleri görmeyip, âmâ oldu. Sonra onu ziyârete gittiler. Bu zât söyle dedi: "Ben, Peygamber (s.a.v) Efendimizi görmek için gözlerimin görmesini istiyordum. Fakat simdi Resûlullah (s.a.v) Efendimiz âhirete irtihâl etti. Allah'a yemîn ederim! Eger Yemen'deki Tübâle beldesinin geyiklerinden birinin gözleri bende olsa artik buna sevinmem."


Kâsim bin Muhammed, söyle bildiriyor: "Bir gün halam hazret-i Âise (r.a)'nin yanina vardim. Ona; "Ey Ana! Bana Peygamber (s.a.v) Efendimizin kabrini aç!" dedim. Bunun üzerine bana Hücre-i Saâdeti açti. Üç kabir gördüm. Pek yüksek degillerdi. Pek yerle beraber de degillerdi. Üzerlerine kizilca Batha tascagizlari dökülmüstü Peygamber (s.a.v) Efendimizin serefli kabri hepsinden ilerdeydi. Hazret-i Siddîk (r.a)'in basi, Fahr-i kâinat hazretlerinin mübârek sirti hizâsinda, hazret-i Ömer (r.a)'in basi da Resûlullah (s.a.v) Efendimizin ayagi hizâsindaydi."



Kasim bin Muhammed, Mekke ile Medîne arasinda Kudeyd denilen yerde 725 (H.106) senesinde vefât etti. Vefâtindan önce gözlerini kaybetti. Ölecegini anlayinca ogluna; "Beni üzerimde bulunanlarla kefenleyin." dedi. O sirada üzerinde gömlek, pestemal ve cübbe vardi. Oglu; "Babacigim bunu iki katina çikarsak olmaz mi?" diye sordugunda, "Dedem Ebû Bekr (r.a) de böyle üç parça bir kefene sarilmisti. Bizim için ölçü onlardir. Bu kadari kâfi, sonra dirilerin yeni giyeceklere ölülerden daha çok ihtiyaci var." buyurdu.


Buyurdu ki: "Bizden önce yasayan büyüklerimiz, basa gelen musîbetleri güzellikle karsilamayi, kendilerine verilen nîmetleri de tezellül, alçak gönüllülük ederek karsilamayi severlerdi."


1) Vefeyâtü'l-A'yân; c.4, s.59
2) Tabakât-i Ibn-i Sa'd; c.5, s.187
3) Hilyet-ül-Evliyâ; c.2, s.183
4) Tehzîb-üt-Tehzîb; c.8, s.333
5) Sezerâtü'z-Zeheb; c.1, s.135
6) El-A'lâm; c.5, s.181
7) Tezkiretü'l-Huffâz; c.1, s.96
8) Resehât Aynü'l-Hayat; s.12 (Arapça)
9) Câmiu Kerâmât-il-Evliyâ; c.2, s.236
10) Rehber Ansiklopedisi; c.9, s.324
11) Seâdet-i Ebediyye; (49. Baski) s.1101
12) Islâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.2, s.275

 
Okunma Sayısı:538 Eklenme Tarihi:24.07.2006 09:51:05 Ekleyen :Muhammed SEYDAOĞLU
ALTIN SİLSİLE

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V) HAYATI

Hz. EBUBEKİR SIDDIK (R.A.)

Hz. ALİ (R.A)

Hz. HÜSEYİN (R.A.)

İMAM ZEYNEL ÂBİDÎN (K.S.)

Hz. HASAN (R.A)

HASAN-I BASRÎ (K.S.)

KÂSIM (Fakih) BIN MUHAMMED

HABÎB-İ ACEMÎ (K.S.)

DÂVÛD-İ TÂÎ

İMAM MUHAMMED BÂKIR

CÂFER-I SÂDIK

İMAM MÛSÂ KÂZIM

İMAM ALİ RIZÂ (K.S.)

MA'RÛF-I KERHÎ (K.S.)

SIRRÎ SEKATÎ (K.S.)

EBÂ YEZÎD-I BISTÂMÎ

CÜNEYD-İ BAĞDÂDÎ

EBÛ ALİ ROZEBÂRÎ (K.S.)

EBÜ'L-HASAN-I HARKÂNÎ (K.S.)

ŞEYH ABDÜLKÂDİR GEYLÂNÎ (K.S.)

EBÛ OSMAN MAĞRİBÎ (K.S.)

EBU ALİ KATİB (K.S.)

EBU KASIM CURCANİ (K.S.)

EBÛ ALI FÂRMEDÎ (K.S.)

YÛSUF-I HEMEDÂNÎ (K.S.)

YÛSUF-I HEMEDÂNÎ (K.S.)

AHMED YESEVÎ (K.S.)

ABDULHALIK GUCDEVANİ (K.S.)

ÂRİF-İ RİVEGERÎ (K.S.)

MAHMUD İNCİRFAĞNEVÎ (K.S.)

ALİ RÂMİTENÎ (K.S.)

MUHAMMED BÂBÂ SEMMÂSÎ (K.S.)

SEYYİD EMİR KÜLÂL (K.S.)

Seydam.org web sitesi mPa tarafından yapılmıştır.    
   

/html>